|
Ay Üssü Urfa
1507 yılında Almanya'da basılan "Cosmogaphiae Introductio" adlı coğrafya kitabında Martin Waldseemüller şunları yazar: "Amerigo Vespucci tarafından dünyanın dördüncü bir kısmı keşfedildi. Avrupa ve Asya, kadın adları almış olduğuna göre bu yeni kısma da, onu keşfeden keskin görüşlü adamdan dolayı 'Amerige' (Amerigo'nun toprağı) ya da Amerika adının verilmemesi için hiçbir sebep göremiyorum."
18 Mayıs 1499'da okyanusa açılan iki gemi Yeni Dünya'ya konulacak adı taşıyordu. Beyaz adamın yeni bir toprak parçasıyla karşı karşıya olduğu gerçeğini ilk kez dile getiren Amerigo Vespucci eski bir banka memurudur!..
Kolomb'un adım attığı yerlere Batı Hint Adaları veya Yeni Dünya anlamına gelen "Mondus Novus" deniliyordu. Araştırmacı George Bijur, kıtaya adını veren Floransalı denizcinin bir imzasını bulur ve Kızılderili topraklarına beyaz adamın bir türlü doğru ad koyamadığını ortaya çıkarır: "Emericus Vespucius"...
Kızılderililerin Türk oldukları iddiasına bir çifte de attan gelmektedir. Amerika (ya da Emerika) yerlileri Asya'dan gelmiş olsalardı atı tanımaları gerekirdi. Oysa ki, Kolomb öncesi Kızılderili eşyalarının üstlerindeki motiflere bakılacak olunursa atın resmine rastlanılmaz. Çünkü bu hayvan, Yeni Dünya'nın topraklarını Kolomb sonrasında eşelemeye başlamıştır. Öyle ki, yerliler ata bin-miş İspanyol askerlerini mitolojide yer alan Sentorlar gibi tek bir yaratık sanırlar.
Komançi ve Apaçiler ölen reislerini atlarıyla birlikte gömerlerdi. Ölen reisin en çok sevdiği atın üstüne silahlar ve çizmeleri konularak çadırının çevresi 9 defa dolandırılırdı. Ardından, kurban edilen atın ve reisin cesoti kayalar ile örtülürdü. Bu tören Gök-türklerin gömü adetlerine çok benzemektedir. KızılderiIİlerdeki at kültürünün Türkler ile yakınlık göstermesi birbirinden habersiz olarak da ortak yaşam biçimlerinin oluşacağının göstergesidir. İlhan Berk yazmış olduğu "At" adlı iki dizelik şiiriyle bir Kızılderili ozanın duyarlığını yakalar:
Kış sabahında bir atı görmek bile güzel Kızılderili bir ozan için.
M.S. 160 yılında bir Sarnosata kentine gelen kervanlardaki yolcular Yunan asıllı şair Lucian'ın anlatmış olduğu hikayeyi heyecan içerisinde dinlerler. Lucian, kervansarayın bir köşesini mesken tutmuş, geçimini hikaye anlatarak sağlamaktadır. Hikayeye göre Lucian ve arkadaşları "Yabancılar Denizi" diye bilinen Atlas Okyanusu'na açılırlar. Büyük bir fırtına yelkenli gemiyi bulutlara savurur. Yedi gün, yedi gece gökyüzüne doğru uçan gemi aya iner sonunda!..
Ay kralının askerleri Lucian ve adamlarını yakalamakta geç kalmaz. Uzaylılar, çıplak kafalı, kısa boylu ve uzun sakallıdırlar. Geceleri uyumak için gözlerini çıkarıp karınlarındaki ceplerine koymaktadırlar. Ay kralı esirlere, güneşle olan savaşlarında kendilerine yardım etmeleri koşuluyla serbest bırakılacakları sözünü verir. Güneşin askerleri kan emici karıncalar ve pirelerdir. Bunlar, dev örümceklerin sırtında savaşırlarken, ay askerlerinin Pe-gasus'a benzeyen kanatlı atları vardır. Savaşın kazanılmasıyla Lucian ve arkadaşlarının geri dönüş yolculukları başlar. İpek kanatlı katırların çektiği gemileri akbabalardan oluşan bir birliğin koruması eşliğinde dünya sularına iner.
İlk uzay romanı kabul edilen "Ay Savaşçılarının belgeleri Berlin Müzesinde bulunmaktadır. Lucian, düşlerine fırtınayı karıştırma-saydı belki de, Amerika'ya ulaşacaktı!?
Televizyon dizisi Uzay 1999'da dünyanın uydusundaki yerleşim biriminin adı "Ay üssü alfa" idi. Oysa, buranın gerçek adı "Ay üssü Urfa" olmalıydı. Çünkü, şair Lucian'ın hikayeyi anlattığı ker-vensarayın bulunduğu Samosata kenti Urfa'daydı!..
|
| |
 |
 |
| |
| Bu sayfayı arkadaşınıza göndermek İçin : |
|
|
 |
|
|
|
|
|
| |
|