|
SİMİTLE ÇAY
Bu başlığa kaşarpeynirini de eklemek isterdim ama, onun, çayla simitin dostluğu karşısında silinip ikinci planda kalması, daha doğru. Çünkü, çayla simiti beraber bulduğumuz günler eksik değil, ama üçünü bir arada bulmak?.. Belki çayı da simitten ayırmak doğru idi. Yalnız simitten, sabahın o leziz, insan icadı yemişinden söz açmalıydım. Ama ne yaparsın, çaya kıyamadım. Simitin yanında, o da ikinci planda kalıyor, ama dostlukları da samimi bir dostluktur. Hiçbir kahvaltı simitle çayın yerini tutamaz. Ballı, reçelli, tereyağlı, hatta 'pamplımus'lu kahvaltıların sonunda, sokağa bir otomobille çıkmayan insan varsa kızılır öylesine. Bu çeşit kahvaltıdan sonra ayaklarınız ıslanmadan otomobile atlamalısınız. Yine ayakkabılarınız ça-murlanmadan maroken koltuklu bir yazıhanede telefonu ele alıp:
"Dün akşam söylediğim gibi. On para aşağı olmaz." Tak telefonu kapamalı, tekrar açmalı;
"Borsadan ne haber? 76,20 mi? Satma, bekle. Efendim, bekle diyorum sana. Elbet bir bildiğim var benim de. 77'ye de vermem. 80'den 10 para aşağı olmaz. Peki bekliyorum. Öğleye kadar telefon edilmezse sözümden cayabilirim. Unutulmamalı..." demeli.
Ama çayı simitle içtikten sonra, sokağın çamuruna karışır, dişlerimizde hâlâ susam kırıntıları,
oradan oraya koşabiliriz. Sokakta yağmur yağar, alnımızdan ter damlar. Dişlerimizde susam tanesi, çayın kokusu hâlâ burnumuzdadır. Ah bir akşam olsa, kâğıt yığınları önümüzden bir eksilse, bir yatağımıza uzansak, ayaklarımız bir dinlense... Oh! Yine sabah oldu bak! Acem Hasan Efendi çayı demlemiştir. Şu abullabut simitçi de nerde kaldı? Allah belasını versin! Gelir, akşamki simiti dayar. Gelmez, çaym tadı kaçar.
Yeniden istanbul sokakları. Memursanız evrak, muharrirseniz mevzu, işçi iseniz tarak, işsizse-niz park...
Her şey, içinizi delik deşik eden yağmurlu günün içine sinmiş çay kokusu, dişlerinizdeki susam tanesi ile tadını alır, ilk adımını atar.
İşte şimdi kaşarpeynirine sıra geldi. O gün keyfimiz yerinde uyandık. Cebimize bir baktık ki, olur şey değil! Bir yirmi beşlik feda edebileceğiz.
- Aman bana 25 kuruşluk kaşarpeyniri! Eski olsun n'olur?
İşte o zaman harikulade bir ziyafet sofrası kahvenin mermerindedir.
Sarı, bakkal kâğıdında yatan bu sarışın şey nedir? Kaşarpeyniri midir, kat kat baklava, tel kadayıf mıdır? Yoksa şehvetle uzanmış bir kadın mıdır? İşte koparmaya kıyamadığımız yumuşak, taze iki simit, işte Acem Hasan Efendi'nin ince belli, kırmızı benekli çay fincanı.
işte susamın kırıntıları! Doldurun avucunuza masanın mermerinden elinizin kenarıyla! Atın ağzınıza! Sonra kibrit kutusunun kapağından ufak bir parça koparın! Dişlerinizin arasındaki susamları ayıklayarak mesut, işinize gidin!
|